|
|
 |
« : Aralık 17, 2009, 02:11:59 ÖS » |
|
Daha önce de değindiğimiz gibi, Hulefa Mektebi, Resulullah (s.a.a)'in hadisleri üzerine kapıyı kapatınca Müslümanlar üzerine israiliyat kapılarını açtı ve bu işe İslam'ın yayılmasından sonra kendilerini Müslüman gösteren ve Resulullah (s.a.a)'ten sonraki halifelere yaklaştıran Hıristiyan rahip Temim-i Darî[108] ve Ka'bu'l-Ahbar[109] gibi kişilerin inançlarını anlatmaya müsaade etmekle başladı!
Hulefa Mektebi, bu ve benzeri kişilerin Müslümanlar arasında ellerinden geldiği kadar israiliyatı yaymalarına müsaade etti!
İlk önce Ömer, Temim-i Darî'nin Mescid-i Nebi'de haftalık Cuma namazından önce bir saat konuşma yapmasına müsaade etti. Fakat Osman[110] kendi hilafeti döneminde bu konuşmayı haftada iki güne ve iki saate çıkardı!
Ömer, Osman ve Muaviye gibi halifeler Ka'bu'l-Ahbar'dan yaratılışın başlangıcı, kıyamet gününde vuku bulacak olaylar ve hatta Kur'an-ı Kerim tefsiri ve diğer konular hakkında ondan soru soruyorlardı! Enes b. Malik, Ebu Hureyre,[111] Abdullah b. Ömer, Abdullah b. Zubeyr ve Muaviye b. Ebusüfyan gibi sahabeler ve tabiin Ka'b ve Temim-i Darî'den rivayet etmişlerdir!
İsrailiyatın nakli bu iki Yahudi ve Hıristiyan alimlerine ve onların öğrencileriyle sınırlanmamaktadır; onlarla birlikte ve hatta onlardan sonra diğer bir grup da bu işi sürdürmüş, -bunları masalcı olarak niteleyip mescitten dışarı çıkaran- Emirulmüminin Ali (a.s)'ın kısa süren hükümeti hariç, Abbasiler'in hilafetine kadar faaliyet göstermişlerdir!
Bunlar Hulefa Mektebi'de İslami düşünce tarzında ve Müslümanların inançlarında çok ciddi bir etki bırakmış, İslam'da İsrailiyat kültürünün baş göstermesine neden olmuşlar ve belli bir yere kadar onu kendine benzetmeyi başarmışlardır. Allah'ın cisim olduğuna, peygamberlerin günah işlediklerine inanmak, yaratılış ve kıyamet hakkında özel algılamalar ve diğer israiliyat düşünceleri Hulefa Mektebine buradan sızmıştır.
Bunlar, Ümeyyeoğulları, özellikle Muaviye'nin hükümeti döneminde nüfuzları oldukça büyüdü; öyle ki Muaviye'nin kendisi katibi Sercun veya Sircan,[112] özel doktoru İbn-i Asal,[113] saray şairi Ahtel[114] gibi bir grup Hıristiyanları kendine sırdaş edinmiş, onlarla düşüp kalkıyordu. Açıktır ki bunlar Emevi Hanedan'ının saray erkanı olurken Hıristiyan inanç, adap ve gidişatlarını terk etmemiş, onları kendileriyle birlikte hilafet sarayına götürmüşlerdir.
Ayrıca, Muaviye'nin başkenti olan Şam daha önce halkı Hıristiyan olan Doğu Rum (Bizans)'ın başkenti sayılmakta olup Hıristiyanlık dünyasında köklü ve asil bir medeniyete sahipti ve yeni Müslüman olan Muaviye ise vali olarak böyle bir ortama girmişti.
Muaviye, kılıç zoruyla İslam dinini kabul etmek zorunda kalan ve Müslüman olduğu son ana kadar İslam ve İslam maarifiyle savaşan kabile cahiliyeti ocağında dünyaya gözlerini açmış biriydi. O, böyle bir ortamda yetişmiş, nam ve ün kazanmış ve şimdi yaşlanınca Mekke Müslümanlar tarafından fethedilince oradan Medine'ye ve kabile cahiliyetinden İslam dünyasına ayak basmıştı.[115] O, hiç olmazsa İslamî bir renge bürünmek ve tarihte büyük bir medeniyete sahip olan Bizans ortamında etki bırakıp onu İslam'a çekebilmek için ilahî kanunlarla tanışmak amacıyla Medine'nin İslamî toplumunda da pek fazla kalmamıştı; aksine, Şam'daki Bizans ortamından etkilenen Muaviye'nin kendisiydi.
İşte bu nedenle Muaviye, arzu ve emelleri karşısında engel oluşturan tamamen İslamî bir kültür ve renge sahip olan Ebuzer, Ebu Derdâ gibi sahabeleri ve Kufeli Kur'an karilerini[116] kendi hükümet ortamından uzaklaştırıyordu.
Bütün bunlar, Muaviye'nin iş başına geldiği andan itibaren Hulefa Mektebini ehl-i kitabın düşünce ve kültürüne sokan etkenlerdir. Bu etkenler, bu mektepte ne kadar etki bıraktıkları anlaşılması için bugüne kadar tek başına incelenmiş değillerdir.
Ayrıca, cahiliye yapısına sahip olan Muaviye kabile taassubu örf ve anelelerine oldukça bağlı olup onları korumaya ve canlı tutmaya özen gösteriyordu.[117]
Ve yine o, girişimlerinde başka hedefleri amaçlıyordu. Hilafeti kendi ailesinde miras haline getirmek, karşısında yer alan ve sürekli Resulullah (s.a.a)'in siret ve gidişatını başına kakan muhaliflerinin güç ve kudretlerini yok etmek onun amaçladığı bu hedeflerdendi. O, bu cahiliye hedef ve emellerine ulaşmak için bir şeyler yapmak ve bir çare bulmak zorundaydı; işte bu nedenle Amr-ı As, Semeret b. Cundeb,[118] Ebu Hureyre gibi dinlerinde gevşeklik ve nefislerinde zaaf olan kişilerden yardım istedi. Onlar da Muaviye'nin bu isteğine olumlu karşılık vererek onu hedeflerine ulaştırmak, yolu üzerindeki engelleri kaldırmak için Resulullah (s.a.a)'e nispet verdikleri hadisler uydurup yaydılar!
Örnek olarak, Medainî'nin "Ehdas" adlı kitabında kaydetmiş olduğu şu konuya dikkat edin:
Muaviye, Amu'l-Cemae'den* sonra valilerine yazdığı bir genelgede onlara şöyle bildirdi: "Ben, Ebuturab (Hz. Ali -a.s-) ve ailesinin fazileti hakkında konuşan ve bu konuda bir hadis rivayet eden kimseden beriyim; onların can ve mallarına güvence yoktur..."
Ve yine onlara şöyle yazdı: "Osman taraftarlarını ve onu sevenleri arayıp bularak onlara ilgi gösterip bağışta bulunmalarını emredin; onun faziletiyle ilgili hadis rivayet edenleri kendinize yaklaştırıp ihsanda bulunun. Onların rivayet ettiği şeyi, kendisinin, babasının ve aşiretinin ismini yazıp bana gönderin."
Onlar da Muaviye'nin emrini yerine getirdiler; böylece Osman'ın faziletiyle ilgili rivayetler her şehirde arttıkça arttı. Çünkü Muaviye bu hizmet karşısında onları elbise, parça ve diğer istekleriyle ödüllendirerek kendine yaklaştırıyor, rivayet ettikleri hadisleri halk arasında yayıyordu! İşte bu nedenle dünyaperest kişiler mal ve makama ulaşmak için Osman'ın faziletinde aslı olmayan hadisler uydurmada birbirleriyle yarıştılar!
Bu rekabet meydanında Muaviye'nin valilerinden birinin yanına gidip Osman'ın faziletinde bir rivayet naklederek eli boş geri dönen kimse yoktu! Böyle yapanların ismi hakim düzene en yakın kişiler arasında kaydediliyor ve diğerleri hakkında aracılığı kabul ediliyordu. Nihayet Muaviye başka bir genelgesinde valilerine şöyle yazdı: Osman hakkında çok hadis nakledildi; bütün şehir ve diyarlarda insanların diline düştü. Şimdi bu genelgem elinize ulaşınca halktan sahabe ve ilk iki halife hakkında becerebildikleri kadar hadis rivayet etmelerini, Ebuturab hakkında nakledilen her hadisin karşısında diğer sahabeler hakkında hadis uydurup bana getirmelerini isteyin. Bunun benim yanımda ne kadar sevimli olduğunu ve gözümü aydınlattığını, bunun Ebuturab ve Şiilerine karşı en güçlü delil olduğunu ve onlar için Osman'ın faziletlerini yaymadan daha acı olduğunu unutmayın!
Muaviye'nin bu emri sokak sokak halka okunarak duyuruldu. Bu emir nedeniyle, ashabın faziletinde bir çok rivayetler uydurdular; bu yolda büyük bir çaba sarfettiler. Hatta Müslümanların minberinde anlatıldı ve oradan da medreselerin öğretmenleri alarak çocuklarına ve kölelerine öğrettiler. Onlar da Kur'an'ı öğrenir gibi bu uydurma rivayetleri öğrendiler; hatta kızlarına, kadınlarına, hizmetçilerine ve çevrelerindeki kişilere de anlatmaktan kalmadılar ve uzun zaman da böyle geçti.
Böylece uydurma hadisler çok yaygınlaştı; iftira tam anlamıyla yaygınlaştı. Kadılar, fakihler ve valiler bu uydurma hadisler üzerine fetva verdiler.
Bu arada alçak, şahsiyetsiz, takvalı ve dindar görünen riyakâr kariler bu zor imtihana diğerlerinden daha fazla tutuldular. Çünkü bu görünümü insanları aldatan vali ve yöneticilere yaklaşarak onların bahşiş ve bağışlarından yararlanmak, mal, makam ve mevki edinmek için çok sayıda hadisler uydurup Muaviye ve onun valilerine götürdüler; bu konuda tüm çabalarını harcadılar; nihayet bu uydurma hadisler yalan ve iftirayı reva görmeyen dindarların eline geçti. Onlar bu hadislerin tümünün doğru olduğu düşüncesiyle kendi paylarınca onları yaymaya çalıştılar. Eğer onların uydurma ve yalan olduklarını bilselerdi, kesinlikle kabul etmez ve onları ağızlarına bile almazlardı.[119]
İbn-i Ebi'l-Hadid, Muaviye'nin, istediği konularda hadis uydurmaları için kiraladığı[120] sahabe ve tabiinden bir grubun ismini kaydetmiştir.[121] Biz de onlardan bazılarının isimlerini "Ehadis-i Ummu'l-Muminin Aişe" adlı kitabımızda kaydettik.
Sonra bu uydurma hadislere Resulullah (s.a.a)'in sünneti adını verdiler. Vay bu hadisleri inkâr eden, iman edip doğrulamayanın haline!![122] [109] - Ebu İshak Ka'b b. Mati'. Ehl-i Kitab alimlerinin büyüklerinden ve Yemen'in önde gelen Yahudi alimlerindendi. İshak b. Ka'b, Medine'ye gelerek Ömer'in döneminde Müslümanlığını açıkladı. Sonra Ömer'in isteği üzerine Medine'de kaldı. Osman'a karşı ayaklanma belirtileri baş gösterince Şam'a intikal etti. Orada Muaviye'nin gözetiminde ve korumasında yaşadı. h. 34'de, 104 yaşında Hımıs'ta öldü. Bkz. "Min Tarihi'l - Hadis" adlı kitabımız.
İşte birçok açıdan İslami düşünceye olumsuz etkiler bırakan bu durumu malum Yahudi Ka'bu'l - Ahbar'dır; çoğularının sandığı gibi Sahabe ve Tabiinde etki bırakan, varlığı olmayan uydurma Abdullah b. Sebe değil. Yazar'ın Abdullah b. Sebe adlı eserine bakınız.
[110] - Osman b. Affan b. Ebi'l As-i Kureyşî-i Emevî'dir. Annesi, Abdulmuttalib kızı ve Resulullah (s.a.a)'in halası Ümm-ü Erva-i Beyza'nın kızı Erva bint-i Kureyz-i Emevi'dir. Resulullah (s.a.a)'in -üvey- kızı Rukiye ile evlenmiş, onunla birlikte Habeşistan'a, sonra da Medine'ye hicret etmiştir. Zevcesinin vefatından sonra Peygamber'in diğer -üvey- kızı Ümm-ü Külsüm ile evlenmiştir; fakat o da Osman'dan gördüğü eziyetler ve kötü davranışı nedeniyle ölmüştür. Osman'ın Peygamber'in bu iki -üvey- kızından çocuğu olmamıştır. Abdurrahman b. Avf, h. 24'te Ali (a.s)'ın ilk iki halifenin siyretini takip etmeyi reddetmesi üzerine, Osman bunu kabul edince ona biat etmiştir. Onun hilafeti döneminde valiliğe atadığı Ümeyyeoğulları'ndan olan akrabaları Müslüman karşı kötü davranınca halk, h. 36 Zilhicce ayında Kureyş önderliğinde ona karşı ayaklanarak onu öldürdü. Halk, onun Baki mezarlığına defnedilmesini engelleyince Hişşu Kevkeb'de defnedildi. Sihah sahipleri ondan 146 hadis rivayet etmişlerdir. Camiu's - Siyre, s. 277 ve "Nakş-ı Aişe" kitaplarına, "fi ahd-i sıhreyn" babına müracaat edilsin.
[111] - Ebu Hureyr-i Dusî. Onun isim ve soyunda ihtilaf edilmiştir. Ebu Hureyre 5374 hadis rivayet etmiştir. Hicrî 57 veya 58 yılında vefat etmiştir. Bkz. Cevamiu's - Siyre, s. 276 ve Mısırlı Şeyh Mahmut Ebu Reyh'in eseri olan Şeyh Muzire kitabı.
[112] - Sircan veya Sercun'un biyografisi için bkz. Tarih-i Taberî, c. 2, s. 205 ve İbn-i Esir, c. 4, s. 7; Muaviye babı. Mensur-i Rumî'nin oğlu Sircan, Muaviye'nin katibi ve sırdaşıydı. Muaviye'den sonra da Yezid'in katibi olmuştur. Eğanî, c. 16, s. 68'de Sircan'ın Yezid'in içki arkadaşı olduğu ve Müslim Kufe'ye gittikten sonra, Yezid'e İbn-i Ziyad'ı Kufe'ye vali tayin etmesi önerisini veren de o idi. Tarih-i Taberî, c. 2, s. 228 ve 239 ve İbn-i Esir, c. 4, s. 17. Sircan'ın oğlu da Abdulmelik'in katibiydi. Bkz. Mesudî'nin et - Tenbih-i ve'l - İşraf'ı, s. 261 ve Hutet-i Mukrizî, c. 1, s. 159.
[113] - İbn-i Esal, Muaviye'nin özel doktoruydu. Muaviye, oğlu Yezid için biat almak istediği zaman, Şam halkının Halid b. Velid'in oğlu Abdurrahman'a eğilimli olduğunu anladı. Bunun üzerine İbn-i Esal'a, bir yıl vergiden muaf olup Hams'ta vergi memuru olacağı vaadiyle Abdurrahman'ı gizlice zehirlemesini emretti. İbn-i Esal, Muaviye'nin emrine itaat edince Muaviye de verdiği vadini yerine getirdi. Sonra da Halid b. Abdurrahman veya Muhaci ismindeki kardeşinin oğlu onu öldürdü. Bkz. Eğanî, c. 15, s. 12 - 13; Tarih-i Taberî, c. 2, s. 82 - 83; İbn-i Esir, c. 3, s. 378. Yakubî kendi tarihinde şöyle yazar: Muaviye, Hıristiyan İbn-i Esal'ı Hams'tan haraç toplamak üzere görevlendirdi; oysa ondan önce hiçbir halife Hıristiyan birine böyle bir görev vermemişti. Tarih-i Yakubî, c. 2, s. 223.
[114] - Ebu Malik, Gıyas b. Gavsi'l - Ehtal, Teğallub Hıristiyanlarındandı. O, Ömer'in hilafetinin başlarında dünyaya gelmiş ve hicretin 95. yılında vefat etmiştir. Cahiz, onun Muaviye'ye yaklaşmasının nedenini şöyle açıklıyor: Muaviye, daha fazla Ali (a.s)'ın taraftarı olup kendisini kabul etmemelerinden dolayı ensarı hicvetmek isteyince, oğlu Yezid aracılığıyla Ka'b b. Ca'l'den ensarı hicvetmesini istedi. Ka'b kabul etmedi, fakat, "Ben onları hicvetmekten sakınmayan Hıristiyan bir şairi tanıtırım sana" dedi ve o Hıristiyan şairi ona tanıttı. el-Beyan ve't - Tebyin, c. 1, s. 86.
Eğanî, c. 13, s. 142'de ise Ka'b b. Ca'l'den şöyle nakledilmiştir. Yezid b. Muaviye bana dedi ki: "İbn-i Hisan, Abdurrahman b. Hekem'i eşiyle arasında geçen olay nedeniyle rezil ederek bizi de rüsva etmiştir. O halde sen de ensara hicvet." Ben ise, "Sen beni şirke davet ediyorsun! Resulullah (s.a.a)'a sığınak verip ona yardım eden kişileri mi hicvedeyim?! Ancak ben sana Hıristiyan bir şairi tanıtayım..." Her durumda Ehtal ensarı hicvetmiş ve bir şirinde şöyle demiştir:
Kureyş ahlaki güzelliklerle yüceldikçe yüceldi
Alçaklık ise ensarın sarıkları altına gizlendi.
Ensar, Ehtal'ı cezalandırmak için Muaviye'den yardım isteyince Muaviye, "Dilini kesin; ancak eğer Yezid'e sığınmış olursa ona dokunayın" dedi ve peşinden de Yezid'e, "Ben bunlara böyle dedim; sen Ehtal'ı koruman altına al" dedi... Eğanî, c. 13, s. 174.
Ve c. 8, s. 299'da ise şöyle geçer: Ensar, Muaviye'ye, "Bu Hıristiyan kafir kürk cüppe giyiyor, kürk atkı takıyor ve altından haç kolyesi takarak Müslümanlar hakkında çirkin şeyler söyleyerek onarla alay ediyor. Sakalı şarap kokuyor. Sarhoş bir vaziyette daha önce izin almaksızın Abdulmelik Mervan'ın yanına gidiyor." "Kufe mescidinde böyle şiir okuyor..." c. 8, s. 321.
Ve c. 16, s. 68'de ise onun Yezid'in müşaviri ve kafa kafaya verip şarap içtiği arkadaşı olduğu, Eğanî, c. 8, s. 301'de ise onun Yezid'le birlikte hac yaptığı geçer!!
[115] - Bkz. Ehadis-i Ummu'l - Muminin Aişe kitabı, "Muaviye" babı.
[116] - Bkz. Ehadis-i Ummu'l - Muminin Aişe kitabı, "Muaviye" babı, s. 237 ve Şer-u Nehci'l - Belaga -İbni'l-Ebi'l - Hadid-i Mutezilî, birinci baskı -Mısır-, c. 1, s. 159 - 160.
[117] - Eğanî, c. 2, s. 241 - 251, Daru'l - Kutub basımında şöyle geçer: Mervan, Muaviye tarafından Medine valisi olduğu o dönemde, şarap içmesi nedeniyle Abdurrahman b. Ertat'a şarap içtiği için hadd uygulamıştı. Abdurrahman cahiliye döneminde de Muaviye'nin dedesi Harb'ın şarap arkadaşıydı. Muaviye olayı öğrenince hemen şöyle bir mektup yazdı: "Sen Harb'ın şarap arkadaşına halkın gözleri önünde seksen kırbaç vurarak rezil mi ettin?! Eğer senin babanın şarap arkadaşı olsaydı onu böyle rezil etmezdin. Şimdi bu mektubum sana ulaşınca ya Abdurrahman'a had uygulamakta yanıldığını ilan ederek bu hareketini telafi edersin ya da senin hadd uygulamanı batıl olduğunu ilan etmelerini ve Abdurrahman'ın kısas olarak sırtına seksen kırbaç vurmasını emrederim!!" Mervan bu mektubu alınca Muaviye'nin emrine uymak zorunda kaldı.
Onun diğer girişimlerinden biri de -cahiliye dönemi adetlerine göre - Ziyad b. Ebih'i babası Ebusüfyan'a nispet vermesidir. Oysa bu amel İslam dininin hükmüyle tamamen çelişmektedir. Çünkü İslam dini, "çocuk babasınındır; zina eden kişi ise taşlanır" hükmünü vermiştir. Bkz. Ehadis-i Ummu'l - Muminin Aişe kitabı ve Abdullah b. Sebe kitabının "İstilhak-ı Ziyad" babı.
Onun diğer bir işini de İbn-i Abdurrabbih, Ikdu'l - Ferid adlı kitabının, 3. cildinin 413. sayfasında şöyle kaydetmiştir: Muaviye, Ahnef b. Kays ve Semeret b. Sundeb'i çağırtarak onlara şöyle dedi: "Görüyorum ki bu hamranın -Arap olmayanlara verilen bir lakaptı- sayısı çoğalmış, atalarımıza dil uzatmaktalar. Çok geçmeden bize karşı ayaklanıp güç ve kudretimizi ele geçirebilirler. Onlardan bir grubunu öldürüp diğer bir grubunu ise pazarda hammal etmek ve yol yapımında çalıştırmak istiyorum!..." Ahnef, onun önerisine karşı çıktıysa da Semere, "Ey emir!" dedi. "Bu işi bana bırak da onu istediğiniz gibi yerine getireyim. Fakat sonunda Muaviye öldürme kararından vazgeçti.
[118] - Semere b. Cundeb-i Hilal-i Fezarî babasının ölümünden sonra annesi onu kendisiyle birlikte Medine'ye getirmiş ve Şeyban b. Sa'lebe ile evlenmiş, Semere de ensarın himayesine girmiştir. Bir gün Resulullah (s.a.a) aralarında Semere de bulunan bir grup ashabına, "Aranızdan ölecek son kişi cehennemliktir" buyurdu. Semere onların sonuncusuydu. Semere hicretin 59. yılında Basra'da öldü. Biyografisi Usdu'l - Gabe ve Nubela'da geçmiştir. Tüm Sihah kitaplarında ondan rivayet edilmiştir. Muaviye'yle rivayetleri, onun için hadis uydurduğu, onun valiliği döneminde emriyle öldürülenlerin sayısı Ehadis-u Ummui'l - Muminin Aişe kitabının üçüncü cildinde, s. 297 - 298'de geçmiştir.
* - Amu'l – Cemae: İmam Hasan (a.s)'la Muaviye'nin sulh yılı.
[119] - İbn-i Ebi'l - Hadid, Nehcu'l - Belaga Şerhi'nde, c. 3, s. 15 - 16'da, "ve min kelamin lehu (a.s) ve kad seelesailun an ehadis-i'l beda" şerhinde; Ahmed Emin, Fecru'l - İslam kitabında, s. 275.
[120] - İbn-i Ebi'l - Hadid, Nehcu'l - Belaga Şerhi'nde, c. 1, s. 358'de, "ve min kelamin lehu (a.s) innehu seyezheru aleykum ba'dî reculun..." şerhinde.
[121] - Ehadis-u Ummu'l - Muminin Aişe, s. 295 - 297.
[122] - Hatib Bağdadî, Tarih-i Bağdad'da, c. 14, s. 7'de şöyle kaydetmiştir: Bir gün Harun Reşid ve Kureyş'in meşhur kişilerinden birinin yanında Ebu Hurerye'den şöyle bir hadis rivayet edildi: Hz. Musa (a.s), Hz. Adem (a.s)'le görüşerek ona, "Sen bizi cennetten çıkaran kişi misin?!" diye sordu. Kureyişli adam itiraz ederek, "Musa nere Adem nere! Ne zaman ve nerede Musa Adem'le görüştü" dedi. Harun öfkelenerek, "Cellat! Bu adamın boynunu vur! Zındık Resulullah (s.a.a)'in hadisini eleştiriyor!!" diye bağırdı. Bunun üzerine bu hadisin ravisi Ebu Muaviye araya girerek, bu adam anlamadan, cehaleti nedeniyle böyle söyledi; kötü bir niyeti yoktu, diyerek Harun'u yatıştırdı.
|